‘Sağlık Haberleri’ kategorisindeki haberler

Sağlık Bakanlığınca yarın yapılacak ilk sahur öncesi vatandaşlara yönelik “Beslenme önerileri” hazırlandı.

Yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az 3 öğünün tamamlanması ve sahur öğününün atlanmaması gerektiğine dikkat çekilerek, sahurun atlanması halinde 17 saat olan açlık süresinin 20 saate ulaşarak, açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine ve günün daha verimsiz geçmesine neden olduğu belirtildi.

Sahurda ağır yemekler yenmesi halinde, gece metabolizma hızının düşmesiyle yemeklerin yağa dönüşme hızının ve kilo alma riskinin arttığı vurgulanarak, bu nedenle mutlaka sahura kalkılması, süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmek gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı ya da çorba, zeytinyağlı yemek, yoğurt ve salatadan oluşan öğün tercih edilmesi önerildi.

Gün içerisinde ayrıca aşırı acıkma problemi olanların midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi yemekleri tüketmesi, aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile hamur işlerinden uzak durmaları istendi.

“İftar ve sahur arasında en az 12 bardak su için”
Sıcaklıkların etkisiyle artan terleme ile yeterince sıvı alınmaması halinde su ve mineral kaybı sonucunda bayılma, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemlerinin yaşanabileceğine dikkat çekilerek, bu nedenle iftar ve sahur arasında en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içilmesi gerektiği vurgulandı.

“İftardan 1-2 saat sonra kısa mesafeli yürüyüş yapın”
Bakanlığın oruç tutacaklara yönelik önerilerinde şunlara dikkat çekildi:

“İftara, peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlayıp 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edebilirsiniz. İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine, sütlaç, güllaç, muhallebi gibi sütlü tatlıları veya meyve tatlıları tercih edin.

Susama hissi duymasanız bile iftar ve sahur arasında sık sık su için. Suya ek olarak kafein içeren içecekler yerine de süt, ayran, sade soda, taze sıkılmış meyve-sebze suları, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edebilirsiniz. Özellikle ızgara, haşlama, fırında buğulama gibi sağlıklı yöntemlerle hazırlanan yemekleri tercih edin. İftardan 1-2 saat sonra kısa mesafeli yürüyüşler yapmak sindirime yardımcı olacaktır.”

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) sahte reçete üzerinden yapılan ilaç kaçakçılığının önüne geçmek için hekim, eczacı ve hasta üçgeninde bir dizi önlemi hayata geçirecek.

Bu çerçevede, hekimlerin ve eczacıların, reçete provizyon sistemi Medula için kullandıkları şifreleri her ay güncellemeleri zorunlu hale getirilecek, eczane ile hekimin görev yaptığı hastanenin bilgisayarlarının IP’leri eşleştirilecek, hastalar da reçeteleriyle ilgili uyarılacak.

SGK, devleti büyük zarara uğratan “İstanbul Merkezli İlaç Kaçakçılığı” operasyonunun ardından, hekim, eczacı ve hastaları kapsayacak güvenlik tedbirleri aldı.

SGK Başkan Yardımcısı ve Genel Sağlık Sigortası Genel Müdür Vekili Orhan Koç, “Bu konuda 2 ayrı çalışmamız var. E-reçete ve elektronik imza konusu çok önemli konular. Buradaki şifrelerin güvenliği çok önemli. Yazılım olarak aylık şifreleri güncelleme ile ilgili zorunluluk getirdik. Her hekim reçetesini girerken aylık şifre güncellemesi yapacak. Gerek eczanedeki şifrelerin gerek hastanedeki şifrelerin aylık güncellemesini zorunlu hale getiriyoruz.” dedi.

SGK Başkan Yardımcısı Koç, hekimlerin yazdığı ilaçların hastaya geri bildirimi konusunda da çalışma yürüttüklerini söyledi. Hastalara reçeteleri ile ilgili “Size bu ay şu kadar ilaç yazıldı” şeklinde bir kısa mesaj gönderileceğini dile getiren Koç, şunları kaydetti:

“Bu çok kolay bir şey aslında. Burada hastanın cep telefonu ya da mail adresini veriyor olması gerekiyor ki biz onlara kısa mesaj geçelim. Şu anda mesaj sistemi aktif. Hastalara mesajla ‘şu kadar hizmet aldınız geçmiş olsun’ dilekleri gönderiyoruz.”

Cep telefonu numaraları kurumun kısa mesaj sistemine kayıtlı hastalara, adlarına e-reçete düzenlenmesi halinde bu bilginin anında ulaştırıldığını aktaran Koç, “Eczaneden reçetelerini temin ederken aldıkları reçete içeriği, ilaç bilgileri ve katılım payı miktarları da anında kısa mesaj ile vatandaşımıza bildiriliyor.” diye konuştu.

Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, sigara içenlerde inme riskinin sigarayı bırakanlara göre 2-4 kat daha fazla olduğunu belirtti.

Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sigara ve tütün ürünlerinin kullanımının bütün sağlık parametrelerine, özellikle de kalp, beyin damar hastalıklarına yönelik negatif etkilerinin bilimsel olarak kanıtlandığını hatırlattı.

Sigara ve tütün kullanımının, özellikle kalp ve beyin damarlarıyla ilgili hastalıkları önlemede en önemli mücadele alanlarından biri olduğunu ifade eden Öztürk, şöyle devam etti:

“Sigara içenlerde inme riski 10 yıldan fazla bir süredir sigarayı bırakanlara göre 2-4 kat daha fazladır. Hipertansiyon, obezite, diyabet, fiziksel inaktivite, kalp hastalıkları ve oral kontraseptif kullanımı gibi ek bir diğer risk faktörünün bulunması riski daha da artırmaktadır. Sigara ve tütün kullanımının azaltılması ve ortadan kaldırılmasına yönelik hem bütün dünyada hem de ülkemizde çok büyük ve çoğu da başarılı olan kampanyalar sürdürülmektedir. Ülkemizde yapılan çalışmalar, beyin damar hastalıklarından ölümlerin önemli bir kısmını sigara kullanımına atfetmektedir.”

Türk bilim insanları, kalıtsal kalp hastalıklarının araştırılması ve yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesini mümkün kılabilmek amacıyla yapay kalp kası dokusu geliştirdi.

Klinik basamağını Prof. Dr. Volkan Tuzcu’nun üstlendiği, laboratuvar ayağını ise Yrd. Doç. Dr. Esra Çağavi’nin yürüttüğü çalışmada, Nobel ödüllü “Yeniden Programlama” tekniği kullanılarak hasta kökenli ve uyarılmış kök hücre kaynaklı kalp kas dokusu üretiliyor.

Kalıtsal kalp hastalıklarının araştırılması ve yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen çalışma, Medipol Üniversitesi Rejeneratif ve Restoratif Tıp Araştırmaları Merkezi (REMER) bünyesinde TÜBİTAK’ın desteğiyle gerçekleştiriliyor.

Çalışmada, hastalardan alınan kan hücreleri, embriyonik kök hücrelere dönüştürülerek yeniden programlanıyor. Bu teknikle geliştirilen kök hücrelerden, laboratuvar ortamında kişiye özel kalp dokusu üretilerek, hastalıkların modellenmesi ve hücresel tedavi kaynağı oluşturulması amaçlanıyor.

Doku sayesinde, kalp hastalıkları tedavisinde kullanılabilecek potansiyel metot ve ilaçların, bundan sonra sınırsız elde edilebilen kişiye özel hücreler vasıtasıyla geliştirilebilmesi hedefleniyor.

REMER Kurucu Müdürü Prof. Dr. Gürkan Öztürk, “Bir çocuğu düşünecek olursanız, onun tüm hayatını değiştirecek bir süreci aslında aldığımız bir kanla başlatıp, şu an uygulanabilecek en ileri teknolojiyle ona faydalı bir tedavi seçeneğine kadar götürebiliyoruz.” dedi.

Proje yürütücüsü Yrd. Doç. Dr. Esra Çağavi de “Bu hücreler bize, eğer hasta bireylerden elde edersek hem sınırsız bir kaynak sağlıyor hem de bu hastalıkların laboratuvar ortamında araştırılması için bir platform hazırlıyor. Bu da bize hastalığın laboratuvar ortamında modellenebilmesini sağlıyor.” diye konuştu.

Romatizmal hastalıklar içinde yer alan ve organlarda fonksiyon kaybı riski yaratan Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) hastalığında, güneşe maruz kalmak deride hücre ölümünü artırarak, vücudun reaksiyon göstermesine ve hastalığın alevlenmesine neden olabiliyor.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Ertenli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, romatizmal hastalıkların, kas, kemik, eklem ve bağlarda ağrı ve hareket kısıtlılığına, şişlik ve şekil bozukluğuna neden olduğunu söyledi.

Romatizmal hastalıklar içinde Sistemik Lupus Eritematozus’un (SLE),her yaşta ortaya çıkabileceğini ancak en sık 13-40 yaş aralığında görüldüğünü belirten Ertenli, hastalığın cilt, eklem, böbrek, kalp zarı, akciğer zarı, sinir sistemi gibi birçok doku ve organ iltihabına yol açan, bağışıklık sisteminde fonksiyon kaybı riski yaratan bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın kadınlarda erkeklere göre 10 kat fazla görüldüğünü, yaşlılık ve çocuklukta bu oranın düştüğünü kaydeden Ertenli, “Hastaların yüzde 90’ı doğurganlık yaşındaki kadınlardır” ifadelerini kullandı.

Ertenli, her gün vücutta milyonlarca hücrenin öldüğünü ve bunların bağışıklık sistemine sunulmadan temizlendiğini anlatarak, SLE hastalarında, ölmüş hücrelerin temizlenmesinde bozukluk olduğunu anlattı. Vücut, bunları temizleyemediğinde antikor üretildiğini dile getiren Ertenli, bu antikorların da çeşitli organların fonksiyonunun bozulmasına yol açtığını ifade etti.

Hastalığın oluşmasında genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğunu anlatan Ertenli, aile öyküsü bulunan kişilerin risk altında olduğunu vurguladı.

Güneşe maruz kalmak hastalığı tetikliyor

Ertenli, SLE’nin şiddeti ve seyrinin, hastalığın görüldüğü organa göre değiştiğini ve genellikle yorgunluk, ateş ve kilo kaybı gibi yakınmalarla kendini gösterdiğini söyledi.

Hastalarda ilk şikayetin eklem ağrısı veya şişlik olduğunu ifade eden Ertenli, “Bunun dışında deri, saç, ağız ve burun içinde bozukluklar görülür. Güneşe karşı hassasiyet, yanaklarda kelebek tarzı kırmızımsı döküntü ve saç dökülmesi en sık rastlanan belirtilerdir. Güneş ışınları ile cilt yakınmaları artabilir ve hastalıkta da alevlenme görülebilir.” diye konuştu.

Bu hastaların güneş ışınlarından kendilerini koruması gerektiğinin altını çizen Ertenli, şöyle devam etti:

“Güneş ışınları, deride artmış hücre ölümüne yol açar. Bunların temizlenmesi bozuk olduğundan, vücut bunlara reaksiyon gösteriyor. Dolayısıyla, bu hastalar için güneş çok tehlikelidir. Bu hastaların güneşe çıkmaları doğru değil. Yazın, geniş şapka takmaları, yüksek koruyucu krem kullanmaları gerekir. Güneş ışınları, hastalarda bulguları tetikleyebilir.

Hastalar, gezebilir ama doğrudan güneşlenemez. Koruyucu sürdükten sonra denize girebilir. Denize girdiği süre içinde aldığı güneş, onun için yeterlidir.”

Böbrek üstü bezlerindeki tümörden dolayı Ankara’ya ışın tedavisi için giden Leyla Usta, Ankara’da yapılan kontrollerde kanser hücre görülmemesi üzerine tedaviye gerek kalmadan mutlu bir şekilde Samsun’a geri döndü. Bundan sonra tedavi sürecini kontrollerle geçirecek olan Leyla Usta’nın bu durumu ailesini de sevince boğdu.

leyla lösam1_640x423

AİLENİN BÜYÜK MUTLULUĞU

Bundan sonra Leyla’nın takip altında tutulacağını söyleyen baba Metin Usta, “Çok şükür son zamanlarda bu gelişme üzerine çok sevindik. İnşallah bundan sonrada mevcut durumun devamıyla hastalığı tamamen üzerimizden atarak eski günlerimize döneceğiz” dedi.

leyla lösam_640x440

LÖSAM’DAN KAMUOYUNA MESAJ

Samsun Lösemili ve Kan Hastalıklı Çocuklar Derneği(LÖSAM) yöneticileri, Leyla Usta’yı, 19 Mayıs İlçesi Yörükler Mahallesi’ndeki evlerinde ziyaret ederek ailenin mutluluğunu paylaştı. LÖSAM Yönetim Kurulu üyesi Kenan Öztürk, ziyaretiyle ilgili olarak, “Duyduğumuz ve ulaşabildiğimiz yerlere kadar kapıları çalınmayan ev kalmasın istiyoruz. Leyla’ a bizler açısından kapısı geç çalınmış bir çocuğumuz. Yörükler beldesinde kendilerini ziyaret ettiğimiz ailemiz sabırlı ve vefalı bir aile. Kızımız ise oldukça neşeli ve mutlu bir kızımız. Sevinçlerini paylaşarak bizlerde bu mutluluğa ortak olmaya çalışıyoruz. Amacımız bu mücadelelerde güzellikleri öne çıkarmak. Bununla beraber toplumsal birlikteliklerde birbirlerini tanımayan insanların kaynaşmasının önünü açmış oluyoruz. Bizler bu tabloları kamuoyuyla paylaşarak aslında kamuoyuna sizler mutlak surette bu tabloların içinde yer almalısınız mesajını iletmeye çalışıyoruz” diye konuştu.

Kaynak: samsunhaber.tc

Havza Belediyesi’nin katkılarıyla Kültür Merkezi’nde yoğun bir katılım ile gerçekleştirilen konferansta Genel Cerrahi ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Muzaffer Al, Tip 2 diyabet tedavisinde metabolik cerrahi (Tip 2 Şeker Hastalığı Ameliyatı) konulu konuşmasını yaptı. Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Metabolik Cerrahi ve Obezite Merkezi’nin Laparoskopik Metabolik Cerrahi’de (Tip 2 Şeker Hastalığı Ameliyatı) Tip 2 Şeker Hastalığı’nda kalıcı ve etkin tedavi sağladığını ifade eden Opr. Dr. Muzaffer Al, ayrıca katılımcıların sorularına da yanıt verdi.

‘TİP 2 ŞEKER’DE ÖNEMLİ BAŞARILAR’

Samsun’dan tüm Türkiye’ye hatta yurt dışındaki şeker hastalarına umut olduklarını anlatan bundan da büyük mutluluk duyduklarını ifade eden Opr. Dr. Muzaffer Al, “Metabolik Cerrahi yöntemi ile hastanemiz de Tip 2 şeker hastalığında önemli başarılara imza atmaya devam ediyoruz. Yaptığımız operasyonla ilgili olarak gerekli bilgileri gittiğimiz yerlerde anlatıyoruz. Sizlerden ricamız gittiğiniz yerlerde bu konuştuklarımızı bunları anlatın. Tip 2 diyabet yani şeker hastalığının bir tedavisinin olduğundan, bunun da yurt dışında, İstanbul’da, Ankara’da değil Samsunumuz da yapıldığından söz edin” dedi.

ŞEKER HASTALIĞI VE ORGAN HASARLARI

Şeker hastalığının vücutta tüm organları etkilediğini ve sinsi şekilde ilerlediğini sözlerine ekleyen Opr. Dr. Muzaffer Al, “Şeker hastalığı ve neden olduğu problemleri çözmek için daha fazla ilaç ve tedavi uygulanmasına neden olmakta ve giderek artan sağlık harcamaları ise ülkelerin ekonomisine büyük yük getirmektedir. Şeker hastalığı mutlaka komplikasyonlar gelişmeden tedavi edilmelidir. Şeker hastalığı birçok hastalığa ve organ hasarına neden olmaktadır. Şeker hastalığı tıbbi adıyla diyabet; pankreasın ürettiği insülin yetersizliği yada insülinin dokular tarafından kullanılamamasından kaynaklanır. Böylelikle insülin olmayınca hücreler şekeri kullanamaz. Kandaki şeker miktarı artar ve çok artması ise dokulara zarar verir. Zamanla diyabet genelde kötüye giderek pankreas tarafından üretilen insülin miktarı çarpıcı şekilde azalır. Metabolik cerrahisindeki başarılar ve gelişmeler tip 2 diyabetin tedavisi için büyük umut olmuştur. Ameliyatlar tamamen kapalı (laparoskopik) yapılmaktadır. Bu ameliyatlar tip 2 şeker hastalığının tedavisinde ilaçlardan daha etkilidir ve hasta kullandığı ilaçları ve insülini bırakmaktadır” diye konuştu.

1 YILDA 150 HASTA TEDAVİ OLDU

Konferansın ardından Samsun Canlı Haber TV’ye konuşan Opr. Dr. Muzaffer Al, “Havza’da yoğun bir katılımla konferansımızı gerçekleştirdik. Çok önemli bir rahatsızlık olan Tip 2 Diyabet hastalığı hakkında Havzalı katılımcılara bilgiler verdik. Tip 2 şeker hastalığının cerrahi tedavisine ‘Metabolik Cerrahi’ diyoruz. Yaklaşık bir yıldır 150’ye yakın hastaya bu cerrahi tedaviyi uyguladım. Hastalarımızın yüzde 90’ı ilaç ve insülin kullanmadan kan şekerlerini kontrol altında tutabiliyor. Tip 2 şeker hastalığının cerrahi tedavisini kapalı (laparoskopik) yöntemle yapıyoruz ve hastalarımız genelde 1 hafta içinde normal hayata dönüyorlar” dedi.

Zika virüsünün sanılandan daha tehlikeli olabileceği bildirildi.

BBC’nin haberine göre, Brezilyalı bilim insanları, Zika virüsünün tahmin edilenden çok daha tehlikeli nörolojik hastalıklara yol açabileceği ve virüsten etkilenen hamile kadınların beşte birinin bebeklerini etkileyebileceği kaydedildi.

Bu arada alınan önlemler sayesinde Brezilya’nın bazı bölgelerinde virüsün artış hızı yavaşladı.

Hamilelik döneminde Zika virüsünden etkilenen kadınların yüzde birinin çocuğunun mikrosefaliye yakalanacağı sanılırken, bilim insanları, virüsün bulaştığı hamile kadınların yüzde 20’sinin bebeğinde anne karnındayken çeşitli beyin hasarları oluştuğunu ifade ediyor.

2 milyardan fazla kişi virüsün etkin olduğu yerlerde yaşıyor

İngiltere’de bir derginin iki hafta önce yayınladığı küresel Zika haritasına göre, dünyada 2 milyar 173 bin 27 kişi Zika virüsünün etkin olduğu yerlerde yaşıyor.

İstanbul’da 1 Mayıs öncesinde Taksim Meydanı ve çevresinde yoğun güvenlik önlemleri alındı.

Kamyonlarla getirilen bariyerler, sabah saatlerinden itibaren Taksim Meydanı ve çevresine konuldu.

Gezi Parkı, Mete Caddesi ve Taksim Meydanı’nın belirli noktalarını bariyerlerle çeviren polis ekipleri, yayaları farklı noktalardan İstiklal Caddesi’ne yönlendirdi.

DİSK Genel Başkanı Beko, KESK Başkanı Özgen ile TMMOB Başkanı Soğancı bildiri dağıttı

Bakırköy Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Kani Beko, Kamu Emekçileri Sendikaları (KESK) Başkanı Lami Özgen ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Başkanı Mehmet Soğancı’nın da aralarında olduğu grup, vatandaşlara bildiri dağıttı.

Beko, yarın, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün kutlanacağını anımsatarak, “İki koldan Bakırköy Meydanı’na doğru yürüyeceğiz. Dilerim 1 Mayıs kutlamalarında hiç kimsenin burnu kanamadan, şenlik havası içerisinde yaşanır.” dedi.

Samsun Diş Hekimleri Odasınca geleneksel hale getirilen ”12. Karadeniz Bahar Sempozyumu” Yelken Kulübünde başladı.

Sempozyumun açılışında konuşan İlker, diş hekimlerinin her geçen gün daha zor şartlar altında çalıştığını söyledi. Oda olarak her sene çıtayı daha da yükseltmeyi amaçladıklarını belirten İlker, ”Bu sene sempozyumun daha görkemli geçmesi için çok çaba harcadık. 12 yıldır geleneksel olarak sürdürdüğümüz sempozyumun bilimsel yönü ile izlenmesi gereken bir sempozyum olacağına inanıyorum.” diye konuştu.

Samsun Dişhekimleri Odasına 2 yıl önce 460 hekimin kayıtlı olduğunu bugün ise bu sayının 360’a düştüğünü belirten İlker, şöyle konuştu:

”Odaların, üye sayısı her geçen gün düşüyor. Nedeni, muayenehanelerin çok zor durumda kalmasıdır. Yeni mezun olan arkadaşlarımız artık muayenehane açmıyor. Bazı eski arkadaşlarımızda muayenehanelerini kapattı. Kamuda çalışan diş hekimlerinin odaya üye olma zorunluğu yok. Kamu kurumuna geçen arkadaşlarımız, öncelikli olarak oda kaydını sildirmekte. Yıllardır uğraştığımız sağlıkla dönüşüm ile çok büyük atılımlar yapıldı ancak bu atılımlar ağız ve diş sağlığına yansımadı. Özelden ağız ve diş sağlığı hizmetleri alımı yapılmadı. Vücudun tüm organları ile ilgili olarak özel bir hastaneye gidemiyoruz. Bu nedenle ağız ve diş sağlığı tedavilerinin de kapsama dahil edilmesini istiyoruz.”

2 gün sürecek sempozyumda ağız ve diş sağlığı konusundaki son gelişmeler ve tedavi yöntemleri ile ilgili 8 ayrı oturum gerçekleştirilecek. Sempozyuma Samsun, Sinop, Ordu, Amasya, Giresun, Trabzon ve Rize gibi illerden de diş hekimleri katılıyor.

Ege Üniversitesi (EÜ) Aile Planlaması ve Kısırlık Merkezi Başkanı Prof. Dr. Erol Tavmergen, doğal yoldan gebelik için sigara, kimyasal maddeler, bilgisayar ve cep telefonundan uzak durulması gerektiğini belirtti.

Türkiye’de 28 yıl önce ilk tüp bebek uygulamasını gerçekleştiren Tavmergen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kimyasala, radyoaktif maddeye maruz kalma ve elektronik sistemlerin, kişinin genel ve üreme sağlığını olumsuz etkilediğini bildirdi.

Gebelik için dış koşullardan doğan bazı sorunlar olduğuna dikkati çeken Tavmergen, bunların zaman zaman yiyecek, içecek, kimyasal madde ya da radyoaktiviteden kaynaklandığını söyledi.

Günde 10-15 sigara içen bir çiftin gebelik için şansının yüzde 50 azaldığını belirten Tavmergen, “Sigara, kadının 3-4 yıl önce menopoza girmesine neden oluyor. Menopoza girmeden 7-8 yıl önce yumurta kalitesinin bozulduğunu biliyoruz. Dolayısıyla sigara içen bir kadın bu dönemden 8-10 yıl önce ciddi sorunlar yaşamaya başlıyor. Çok kahve tüketmek de yumurtanın DNA’sına zarar veriyor. Erkekte de sigara tüketimi spermin DNA’sını bozuyor.” diye konuştu.

Aşırı kilolu veya zayıf olmanın da yumurtlama fonksiyonlarında sorunlara yol açtığını ifade eden Erol Tavmergen, “Doğal yoldan gebelik elde etmek isteyenlerin katkı maddeli besinlerden, radyoaktiviteden uzak durması, kimyasallara maruziyeti mümkün olduğunca azaltması, bilgisayar, cep telefonu gibi aletleri cepte ve vücutta taşımaması gerekiyor.” dedi.

Ülkesi İspanya’da 20 yıldır şeker hastalığıyla mücadele eden Silvia Apetrei, Samsun Büyük Anadolu Hastanesi’nde sağlına kavuştu. Metabolik Cerrahi ve Obezite Uzmanı Opr. Dr. Kerim Güzel tarafından tedavisi yapılan 53 yaşındaki Silvia Apetrei, “Uzun zamandır şeker hastasıyım. Araştırmalar yaptım Kerim Bey’i duydum, güvendim ve geldim. Önce Allah’a sonra da Kerim Bey’e inandım ve tedavi oldum” dedi.

büyük-anadolu1

Tedaviyi gerçekleştiren Op. Dr. Kerim Güzel, “Metabolik Cerrahi çok önemli, Türkiye’de bir kaç merkezin yaptığı bir ameliyat. Biz de Samsun’da bu ameliyatları güvenle yapıyoruz. Hastanemiz bu anlamda donanımlı” ifadelerini kullandı.

büyük-anadolu2

İşte Metabolik Cerrahi ve Obezite Uzmanı Opr. Dr. Kerim Güzel’in bu konuyla ilgili detaylı açıklamaları:

METABOLİK CERRAHİ NEDİR?

Metabolik cerrahi ; şişmanlık, tansiyon yüksekliği. Klosterol ve trigliserit yükseliği, şeker hastalığı, hipertansiyon tablosuyla seyreden metabolik sendromun cerrahi tedavisidir. Günlük pratikde tip 2 şeker hastalığının cerrahi tedavisi anlamına gelir. Metabolik cerrahi şişmanlık ve tip 2 şeker hastalığının kontrol altına alınmasında en etkin yöntemlerden biridir. Metabolik cerrahi kimlere uygulanır Metabolik cerrahi için öncelikle hastanın tip 2 şeker hastalığı olması gerekiyor. TİP 1 şeker hastalarına metabolik cerrahi yapılamaz. Şeker hastalığı her insan da aynı şekilde seyretmez. Zaman içinde bazı hastalar vucutlarının insülin üretme kapasitesini tüketirler. Metabolik cerrahi ameliyatları için pankreas insülin üretme kapasitesine ve insülin aktivasyonununa sahip olmalıdır. Pankresın insulin üretme durumu ve aktivasyonu testlerle ortaya konulmalıdır. Tip 1 diabet hastalarında insulin üretimi yoktur.

NİÇİN CERRAHİ TEDAVİ?

Tip 2 diabet heterojen çok etkenli dinamik hastalıktır.Hastalığın gelişiminde hormonal , psikolojik, çevresel etkenkenler rol oynar..Şeker hastalığında tedavi algoritması eğitim , egzersiz, diyet ilaçlar ve insulin yer alır. Ancak hastaların çoğu doktorunun önerilerine uymaz. Klasi tedavi algoritmi ile diabetli hastaların yüzde 20 sinin kan şekerini kontrol altına alınır. yapılan çalışmalarda 3 yıl boyunca diyiyet ve egzersiz önerilerine uyan hastaların oranı yuzde 5 üzerinde değildir . Bir insanın ömür boyu diyet ve egzersiz yapmasıda mümkün değildir. Metabolik cerrahi ile kan şekeri uzun sureli ve etkin şekile kontrol altına alınabilir. Klinik olarak diabette remisyon sağlar.

METABOLİK CERRAHİ VE ETKİLERİ

Metabolik cerrahide barsağın son kısmıyla yiyeceklerin erken buluşmasını sağlamak ve isulin duyarllığını artıtmaktır.Günümüz yaşamında belenme şeklimiz yeyemek yeme alışkanlığımız ve yiyeceklerin içerikleri şekli çok değişti . fabrikasyon , rafine fast food tarzı gıdalarla beslenmeye başladık. Bu şekile beslenme aslında sinrimin tam olmaması ile sonuçlanmaktadır. Yiyecekler ince barsağın son kısmına gelmeden orta kısmında sindirim tamamalamış oluyor.İnsulin duyarlılığını artıracak iyi huylu barsak hormonlarının aktive olupta tokluk hissi oluşması için besinlerin bu sindirim yolunun tamamını kat etmesi gerekiyor. Bu iyi hormonlar vucuttta insulin duyarlılığını artır. Kan şekerini kontrol altına alır ve tokluk oluştur.

METABOLİK CERRAHİ AMELİYATLARI NASIL YAPILIYOR?

Biz ameliyatları tamamen laporoskopik ( kapalı olarak) yapmaktayız . 5 ya da 6 adet 5 mm yada 1 cm deliklerden karın girilerek yapılır.. Ameliyat süresi 2.5 saat ile 4 saat arsında değişmektedir. Bu ameliyatlarda öncelikle mide tüpleştirilir. ( Midenin tüpleştirilmesi birincil olarak midede ghrelin hormonu salgılanan kısmını çıkarılır. Ghrelin hormonu istah arttırıcı etki vardır. ikinci olarakda mide bosalım hızının artması nedeniyle ince barsaklara giden yiyecekler tokluk hissi olusturur). İkinci olarak da ince barsagın son bölümü midedein alt kısmı bağlantılı hale getirlerek mideye ikinci çıkış verilir..Böylelikle ince barsağın sonkısmında yer alan başta GLP 1 hormonu ve iyi huylu barsak hormonları aktive edilmiş olur. Sonuçta kan şekeri ve kilo kontrol altına alınmış olur.

büyük-anadolu3

NE ZAMAN AMELİYAT OLMALI?

Diyabette damar hasarı tanı konulmadan 2 ,3 yıl önce başladığı kabul edilir.Hastalar bu dönemler de hastalığı pek çok önemsemezler , fakat hastalık sinsi olarak ilerler , bu zamanlarda organ kaybı yoktur, şikayetleri kabul edilebilir düzeydedeir. Hastalık yavaş ve sinsi şekilde ilerlemeye devam eder . Bu döne genelde 10 , 12 yıl kadardır. Bu dönemden sonra insulin rezevlerini kaybederler. Hastalar ameliyat için klasik tedavi yöntemleri ile kan şekeri kontrol altına alınanaması veya organ hasarı bulguları başladıysa ameilyat önerilebilir. Organ hasarı olmadan ve insulin rezervleri tüketilmeden yapılan operasyonlarda tedavi daha başarılıdır.

Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ile Türk Kızılayı maddi imkansızlık içindeki ailelerin ihtiyaçlarının karşılanması için “Sevgi Bohçası” protokolü imzalandı.

aaa

Başhekim Alaaddin Domaç, imza töreninde, tedavi gören ihtiyaç sahibi ailelere Türk Kızılayının yardım elini uzatacağını söyledi.

Amaçlarının hastanede doğum yapan maddi olanaksızlık anne ve bebeklerin sosyal yardım ile temel bebek bakımına yönelik ihtiyaçlarının karşılanması olduğuna işaret eden Domaç, şöyle dedi:

“Türk Kızılayına teşekkür ederim. Kızılay ile yeni bir projenin protokolünü yapmanın sevinci içindeyim. Bir nebze olsun ihtiyaç sahibi ailelere yardım edebilirsek ve karşılık olarak da ufacık bir tebessüm alabilirsek bizim için bundan daha güzel mutluluk olamaz. Gelecek, sağlıklı, mutlu bir nesil için üzerimize ne görev düşerse yapmaya hazırız.”

Türk Kızılayı Atakum Şube Başkanı Ahmet Alp Doğu ve İlkadım Şube Başkanı Fatma Kara da proje hakkında bilgi verdi.

Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Göz Hastalığı ve Sağlığı Uzmanı Op.Dr. Ceyhun Özkök “Göz kuruluğu ve tedavisi” hakkında önemli bilgiler verdi.

Gözyaşının, göz sağlığında çok önemli olduğunu belirten Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Göz Hastalığı ve Sağlığı Uzmanı Op.Dr. Ceyhun Özkök, “Gözlerde batma, yanma, kaşıntı ve yabancı bir madde bulunması hissi, Rüzgar ve dumana karşı aşırı hassasiyet, Okuma sonucu, göz yorgunluğu, Kontakt lens kullanmada güçlük, Göz içi ve çevresinde “sekresyon” adı verilen ip benzeri oluşumlar ortaya çıkmaktadır.

Kuru göz, gözyaşının yetersizliği durumudur. Kişide, gözün rahat etmesini sağlayacak ölçüde gözyaşı salgısı olmamaktadır veya gözyaşının yeterli salgısı olmasına rağmen gözyaşında kalite bozukluğu vardır. Gözyaşı tabakasında bulunan; mukus tabaka, ortada sulu (aköz) tabaka ve en dışta yağlı (lipid) tabakanın herhangi birinin eksikliği veya bozukluğu, kuru göz şikayetlerine neden olur.

Gözyaşı, gözün şeffaf ön yüzeyi olan korneanın sinirlerinin tahriş olmasını engeller. Gözyaşı bezlerinizden gelen sıvıların üretiminde azalma, gözyaşı zarının sağlamlığını bozarak; hızla parçalanmasına ve korneanın üzerinde, tahrişe ve görüş azalmasına neden olan kuru noktaların oluşmasına yol açar. Gözyaşının eksikliği, gözde uzun vadede ciddi problemlere; hatta nadir de olsa körlüğe yol açabilir. Şikayetler ortaya çıktığında mutlaka bir göz doktoruna başvurulması gereklidir.

Gözyaşı salgısı, ilerleyen yaşla birlikte azalır. Göz kuruluğu hem erkekleri hem de kadınları her yaşta etkileyebilir. Menopoz sonrası kadınlarda, hormonal dengelerin bozulmasına bağlı olarak; vücutta sıvı salgılayan bezlerin de azalması ile birlikte, kuru göz şikayetlerinde artış görülür.

Göz Kuruluğunun Nedenleri

Göz kırpma refleksinde bozulma, Duman, güneş, rüzgar, nem düşüklüğü, kapalı mekanlarda ısıtma yöntemleri gibi çevresel faktörler, Göz damlalarına ve merhemlerine karşı allerji, Bilgisayar kullanırken, okurken ya da dikkatli bir şekilde bir yere bakarken, iki göz kırpma arasında geçen sürenin az olması, Blefarit ( Göz kapaginda görülen iltihabi bir hastalık) Entropion (Göz kapağının içe döndüğü bir rahatsızlık) Ektropion (Göz kapağının göz yuvarlağından sarktığı bir rahatsızlık) olarak sıralanabilir.

Bunun dışında; tansiyon ilaçları, idrar söktürücü, anti-allerjik ve anti-depresan ilaçlar, uyku ilaçları ve aşırı sigara ve alkol tüketimi de göz kuruluğuna neden olabilir. Göz doktoru tarafından yapılacak göz muayenesi ile kuru göz tanısı rahatlıkla konulur. Gözyaşının özel boyalarla boyanması olarak tanımlanabilecek “fluorescein gözyaşı testi” veya “lissameine green streep gözyaşı şeritleri” ile gözyaşı miktarının ölçümü de yapılabilir.”

Göz Kuruluğu Tedavisi, Gözyaşını Artırmak Esasına Dayanır

Gözü nemli tutabilmek için, suni gözyaşı damlası ve jeli kullanılır. Günde 4-5 kereden daha sık kullanımlık ya da tek kullanıma uygun preparatlar da önerilir. Fakat bu önlemler, ileri derecedeki kuruluklarda yeterli olmayabilir. Gözyaşı kaybını azaltmak için; gözyaşı boşalma kanallarına geçici tıkaç uygulaması ya da aynı bölgenin kalıcı olarak lazer ile kapatılması uygun olabilir.

Göz kuruluğu için bazı öneriler

Belirli aralıklarla bilinçli olarak göz kırpın. Gözyaşlarının havaya maruz kalarak buharlaşmasını yavaşlatmak için; klima, pervane ve saç kurutma makinesi gibi aletlerden gözlerinize direkt hava üflemesinden kaçının. Rüzgarlı havalarda dışarı çıkacaksanız, gözlerin etrafını saran gözlükler takın. Gözlerinizi ovuşturmayın.” diyerek sözlerine son verdi.”

Halk arasında ‘Akdeniz Anemisi’ olarak bilinen Talasemi Majör hastası Zeynep Sude Taş(5) ve Müslüm Korkmaz(2), Samsun Medikal Park Hastanesi’nde gerçekleştirilen ameliyatta ablalarından alınan dokuyla ilik nakli tedavisi oldu. Samsun Medical Park Hastanesi Çocuk Hemotoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Davut Albayrak, “Daha önce nakilleri yapılan hastalarımız bugün kontrole geldi. Nakilleri başarıyla tamamlanan çocuklarımızın izlemleri sorunsuz olarak devam ediyor” dedi.

medical

‘ERKEN DÖNEMDE NAKİL ÖNEMLİ’

Talasemi hastalığının doğuştan gelen bir hastalık olduğunu ve aileden geçtiğini belirten Prof. Dr. Davut Albayrak, “Talasemi Majörler düzenli olarak her ay kan alarak yaşıyorlar. Fazla kan transfüzyonu nedeniyle hastaların vücutlarında demir birikiyor. Bu demiri atmak içinde ilaç kullanmak zorundalar. Kemik iliği nakli bu hastalarda kan kök hücresini değiştirerek bundan türeyen kırmızı kan hücrelerini de normal kan hücrelerine çeviriyor. Artık bundan sonra hastaların kan nakli almalırına ihtiyaç kalmıyor. Bu nakilden sonra çocuklar, diğer çocuklar gibi normal hayatlarına dönebiliyor. Bu nakille ilgili söylemek istediğimiz en önemli şey, çocukların erken dönemde çok fazla kan transfüzyonu almadan 2,5-3 yaşlarında nakil olmalarıdır” diye konuştu.

‘TÜM PERSONELE MİNNETTARIZ’

Nakil için Şanlıurfa’nın Ceylanpınar İlçesi’nden gelen Zeynep Sude’nin babası Mehmet Masum Taş, “Çok başarılı bir nakil gerçekleştiren ve bize her konuda yardımcı olan doktorlarımıza ve hastane personeline teşekkür ederiz” dedi.

Şanlıurfa’dan gelen ve kemik iliği nakli yapılan 2 yaşındaki Müslüm Korkmaz’ın babası Mahmut Korkmaz ise, “2 çocuğum da talesemi hastası. Birine uygun dokuyu bulduk, burada nakli gerçekleşti. Diğer çocuğumu da Samsun’a getirip burada nakil yaptırmak istiyorum. Adeta elimizden tutup bize yardımcı olan, destek veren Samsun Medikal Park Hastanesi’ne ne kadar teşekkür etsek azdır” dedi.

Burun kanalarının sık karşılaşılan ve genellikle “Gençlerde ve çocuklarda sık tekrarlayan ve az miktarda olan kanamalar” ve “İleri yaştaki hastalarda görülen kanamalar” adı altında iki şekilde görülen bir sağlık problemi olduğunu ifade eden Kulak Burun Boğaz Bölümü Uzmanı Op.Dr.Yusuf Şentürk, “Gençlerde ve çocuklarda sık tekrarlayan ve az miktarda olan kanamalar, çoğunlukla burnun 1 cm. gerisinde oluşmaktadır. Bu bölge kan damarlarının çok yoğun olduğu bir bölgedir. Çocuklarda burun kanamalarının en sık sebebi burun karıştırmadır. Çocuklar burunlarını karıştırarak bu kılcal damarlardan çok yoğun olan bölgeyi zedelemekte ve tekrarlayan burun kanamalarına neden olmaktadır. Kuru havalarda ve üst solunum yolu enfeksiyonu geçirenlerde de burun kanamaları sık görülmektedir.

fft99_mf5553425

İleri yaştaki hastalarda görülen kanamalar ise Şiddetli, kendiliğinden durmayan, çoğunlukla da burnun arka bölgelerinden kaynaklanan ve sıklıkla hastaneye yatırma zorunluluğu duyulan ciddi kanamalardır. Bu kanamalar daha çok tansiyon hastalarında ve kan sulandırıcı ilaç kullanımlarında ortaya çıkmakta, ciddi seyirli olmaktadır.

Burna darbe alınması, burun kırıkları, yüz ve kafatası kırıkları, burun karıştırma, burna sıkılan kortizonlu ilaçlar, kokain kullanımı burun kanamasına neden olabilir. Ayrıca burundaki kıkırdak ve kemik eğriliklerinden dolayı da dar alandan hava hızlı akarak burnu kurutur, kabuklanmalar olur ve burun kanaması izlenebilir. Üst solunum yolu enfeksiyonları, nezle, grip, sinüzit gibi enfeksiyonlarla da sıklıkla burun kanamaları olabilmektedir. Burun, burun boşlukları ve genzin iyi ve kötü huylu tümörleri de yoğun burun kanamalarına neden olmaktadır. Ergenlik çağında erkek çocuklarda görülen damar tümörleri de şiddetli kanama yapabilmektedir.

ASPİRİN KULLANIMI VE YÜKSEK TANSİYON

Pıhtılaşma sorunları, hemofili, von Willebrand gibi pıhtılaşma hastalıkları, K vitamini eksikliği, ilaç veya hastalıklara bağlı kanda pıhtılaşmayı sağlayan hücrelerin (trombositler) azalmasına neden olan durumlar, karaciğer hastalıkları ve alkol alımı burun kanamalarına yol açmaktadır. Toplumumuzda yanlış öğretiler sonucu birçok kişi gelişigüzel aspirin kullanmaktadır. Aspirin ve benzeri kan sulandırıcı ilaçların doktor tavsiyesi olmadan kullanılması sonucu sadece burunda değil birçok alanda durdurulamayan kanamalar olmakta ve hastalarımız bundan zarar görmektedir. Aspirin kanama zamanını 1 hafta uzatmakta ve bu sürede tedavide pıhtılaşma problemleri yaşanmaktadır. Önerimiz kan sulandırıcı ilaçların bir teşhise dayanması, tedavi süresinin ilgili hekim tarafından belirlenmesi ve kanama-pıhtılaşma parametrelerinin düzenli kontrol edilmesidir.

İleri yaşlarda yine sıklıkla kanamaya neden olarak tansiyon yüksekliği (hipertansiyon) ve damar sertliği olarak kaydedilmektedir. Bu arada bir anekdot olarak tansiyonu yüksek hastanın burun kanaması olmasının iyi bir durum olduğu böylece beyin kanaması olmadığı doğru olmayan bir inanıştır. Burun kanaması olmadan da hipertansif hastalarda beyin kanaması izlenmektedir. Hastalarımızı çok korkutan kanamalarda bile miktarlar bir su bardağından daha azdır. Vücudumuzda toplam 5 litre dolaşan kanın varlığı hatırlandığında durum daha iyi kavranacaktır.

İLK MÜDAHALE NASIL OLMALI

Hastaların hastaneye gelmeden karşılaştıkları burun kanamasında ne yapmalıdır? sorusuna ise, “İlk olarak yapılmaması gerekenler sıralanacak olursa; baş geriye atılmamalı ve buruna pamuk, bez gibi evde ilk akla gelen ne varsa sokuşturulmamalıdır. Bu hareket, sadece burun kanamasının önden değil genizden gelmesini sağlar, kanamayı durdurmaz. Kafayı ıslatmak, boyuna buz koymak pek de işe yarayacak önlemlerden değildir. Doğrusu ise önce soğuk bir suyla burunu fazla sümkürmeden temizlemek ve bir elin 2 parmağı ile burun kanatlarından şiddetlice bastırmaktır. 5 dakika bastırdıktan sonra eğer hala kanıyorsa tekrar burun içini soğuk suyla temizlemek, pıhtıları uzaklaştırmak ve tekrar 2 parmakla burun kanatlarını bastırarak kanamayı durdurmak gerekir. Bu işlem birkaç kez tekrarlanabilir. Bu yolla burun kanamalarının yüzde 90’ı durmaktadır. Durmayan kanamalar içinse KBB uzmanına başvurulmalıdır.

Burnun arka kısmında kanaması olan, kan sulandırıcı ilaç kullanan, hipertansiyonu olan, burnunda nefes almayı engelleyici balon, tampon vs. gibi materyal bulunan yaşlı kalp, akciğer ve solunum problemli hastalarla, kanamaları tekrarlayanlar mutlaka hastaneye yatırılarak yakın izlemde tutulmalı ve gerekli testler yapılarak uygun ilaçlar verilmelidir. Tabi bu anlatılanlara rağmen kanaması devam eden hastalar da olmaktadır. Bu çok küçük yüzdeyi oluşturan hastalarımızda ameliyathanede gerekli müdahaleler yapılarak kanayan damar bağlanmakta veya o damarı tıkayıcı işlemlere gereksinim duyulmaktadır. Hastanın kanaması burun eğriliğinden kaynaklanıyorsa bu eğrilik ameliyatla mutlaka düzeltilmelidir. Sonuç olarak, burun kanamaları önemsenmesi gereken bir hastalıktır. Bu olayın nedeni mutlaka araştırılmalı ve varsa altta yatabilecek daha ciddi hastalıklar ortaya çıkartılarak tedavi edilmelidir.” diyerek sözlerine son verdi.

Kış ayları, özellikle okul çocukları için hastalıklar açısından büyük risk taşıyor. Çocuklar üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha sık yakalanıyor, grip çocuklar arasında zincirleme bir şekilde yayılmaya devam ediyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Dicle İnanç, çocuklarda mevsimsel grip ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Çocuklarda yetişkinlere kıyasla daha hızlı ilerliyor

Çocuklar arasında grip vakalarının en sık görüldüğü dönem Aralık ve Ocak ayıdır. Grip, çocuklarda yetişkinlere benzer belirtiler göstermekle birlikte daha hızlı seyredebilmektedir. Özellikle bağışıklık sistemi yetişkinlere göre daha zayıf olan çocuklarda, grip hızlı bir şekilde zatürre ve bronşite kadar ilerleyebilmektedir. Yüksek ateş, karın ağrıları ve özellikle kusma çocuklarda daha şiddetli olmaktadır. Kusma nedeniyle vücuttaki sıvı kaybı da fazla olduğu için hastanede tedavi edilmesi gerekebilmektedir.

Yüksek ateş ve halsizlik belirtilerine dikkat

Çocuklar sağlığına gerekli özeni gösteremeyebilirler. Burada ailelere önemli görevler düşmektedir. Özellikle genel hali iyi olmayan çocuklar mutlaka doktora götürülmeli ve antibiyotik gibi ilaçlar doktora sormadan verilmemelidir. Çocuklarda grip belirtileri çok iyi gözlenmelidir. Bu belirtiler şu şekilde sıralanabilir:

  • Yüksek ve düşmeyen ateş
  • Halsizlik
  • Karın ağrısı
  • Kusma
  • Öksürük

Hastalık dönemi çocuklar çok iyi beslenmeli

Grip olan çocuklar doktor muayenesinden geçtikten sonra gripten şüpheleniliyorsa sümük testi yaptırılır. Sümük testi ile mikrobun pozitifliği saptanabilir. Bu doğrultuda da tedavi planı oluşturulur. Aileler bu dönemde ilaç tedavisine ek olarak çocukların beslenmesine çok dikkat etmelidirler. Tedavi sağlıklı ve dengeli bir beslenme ile desteklenmezse bu tür gribal enfeksiyonlardan sonra en çok orta kulak iltihabı ve alt solunum yolu enfeksiyonları görülebileceği unutulmamalıdır.

Çocuklarda grip döneminde hem ateş hem de beslenmeye bağlı olarak sıvı kaybı olabilmektedir. Bu nedenle sıvı alımı arttırılmalıdır. Dengeli ve sağlıklı beslenmeye dikkat edilmelidir. Özel bir menü hazırlamaya gerek yoktur ancak çocuklara katkısız, koruyucu madde içermeyen besin gruplarından verilmelidir.

D vitamini desteği doktor önerisiyle alınmalı

Kış mevsiminde güneş ile olan temas azaldığından dolayı hem çocuklarda hem de yetişkinlerde D vitaminin azaldığı görülmektedir. D vitaminin az olması da hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Doktor tavsiyesiyle eksik olan kan düzeyine bakılarak, yaşa uygun bir şekilde D vitamini damla olarak verilmelidir. D vitamini doktor önerisiyle alınmalı, aileler bu konuda kendi istekleri doğrultusunda çocuğa D vitamini vermemelidir.

Grip aşısı için geç değil

Çocukları mevsimsel gripten korumanın en iyi yolu aşılanmadır. Özellikle risk grubunda olan; alerjik bünyeli, astım, bronşit olan ve zatürre geçirmiş yani sık hastalanan çocuklar ya da okul çocukları mutlaka aşılanmalıdır. Eğer çocuk grip olmadıysa aşılanma bu dönemde de yapılabilir. Alınması gereken bir diğer en temel önlem ise grip olan çocuklar birbirine hastalık bulaştırma riski yüksek olduğu için okula gönderilmemeli, okullar sık sık havalandırılmalıdır. Çocuklara el temizliği de çok iyi öğretilmelidir.

Çocuk hastayken 1 hafta okula gönderilmemeli

Grip tanısı konulan bir çocukta 5 gün süren yüksek ateş olabilir. Özellikle ateşli döneminde çocuğu okula göndermemek ve izole bir şekilde bakımını sağlamak gerekmektedir. Yaklaşık 5 – 7 gün boyunca çocuklar evde sağlıklı beslenmeli ve doktorunun verdiği ilaç tedavisi uygulanmalıdır. Bir hasta çocuğun tüm sınıfı olumsuz yönde etkileyeceği ve hasta edebileceği unutulmamalıdır.

Ailede gribe yakalanan biri varsa…

Grip genelde aile bireylerinden birine bulaştığında tüm fertlerde görülebilmektedir. Evde grip olan bir kişi varsa o kişi sağlıklı olanlardan uzak durmalı, ev sık sık havalandırılmalı, eller düzenli olarak yıkanmalı, başta havlu olmak üzere ortak eşya kullanımı kısıtlanmalıdır. Bu şekilde bulaştırıcılık riskini azaltmak mümkündür.

Sık hastalanan çocuklara dikkat edilmeli

Bir kez grip olan çocuk, mikrobu aldığı için bir daha kolay kolay hasta olmayacaktır. Ancak yine de okulda sıra arkadaşının hasta olması çocuk için bir risktir. Bütün kurallara dikkat edilse de çocuk böyle bir durumda yeniden hastalanabilir. Bu tür durumlarda da özellikle sık hastalanan çocuklar için kapsamlı tetkiklerin yaptırılması ve bağışıklığının daha fazla güçlenmesi için doktor önerisiyle gerekli tedavinin başlatılması gereklidir.

Ateş 5 günden uzun sürerse doktora başvurun

Grip tanısı konulan bir çocuğun ateşinin 5 gün sürmesi ve düşmemesi normal kabul edilmektedir. Ancak ateş 5 günden uzun sürüyorsa, çocukta genel durumu çok iyi değilse, solunum sıkıntısı, öksürük, nefes daralması, ciddi bir orta kulak ağrısı varsa o zaman komplikasyon gelişmiş olabilir. Bu durumda tekrar hekime başvurulmalıdır. Çocuktaki hastalık bulgularına göre ayaktan ya da yatarak tedavi uygulanır. Gerekirse akciğer filmi, kan testleri yapılır ve ek ilaçlar önerilir. Akciğer enfeksiyonları hızlı ve ağır seyredebileceği için önemlidir ve takibi gereklidir.

Kış aylarına denk gelen gebelik dönemi, anne adayının ve bebeğin sağlığı için özel dikkat ve bakım gerektiriyor. Soğuk havanın yol açabileceği üst solunum yolu enfeksiyonları gerekli önlemler alınmazsa anne ve bebek için önemli sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

Medicana Samsun Hastanesi  Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Hatice Yağmurkaya Balkay anne adaylarının kış aylarını üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) yaşamadan sağlıklı geçirebilmeleri için neler yapmaları gerektiği konusunda bilgi verdi.

Bağışıklık Sistemi Güçlendirilmeli

Üst solunum yolu enfeksiyonu ortaya çıkmadan önce bundan korunmak için gerekli önlemler alınmalıdır. Kapalı ve kalabalık yerlerde uzun süre kalmamak, kapalı ortamları havalandırmak, üst solunum yolu enfeksiyonu olan kişilerle aynı ortamda bulunmamak, uygun kıyafet seçimi ile soğuktan korunmak, dengeli beslenme ile bağışıklık sistemini güçlendirmek, elleri sık sık yıkamak, ısınmak için kullanılan soba ve kaloriferin oluşturduğu hava kuruluğunu önlemek için ortamın havasını nemlendirmek üst solunum yolu enfeksiyonlarından koruyucudur.

Grip Aşısı Güvenle Yaptırılabilir

Gebeliğin 14’üncü haftasından sonraki bölümü sonbahar ve kış aylarına denk geliyorsa, grip aşısı yaptırmak üst solunum yolu enfeksiyonundan korunmak için uygun bir yöntemdir. Grip aşısı canlı virüs içermediğinden gebelerde rahatlıkla uygulanabilir ve %70-90 oranında koruyuculuk sağlar. Grip aşısı üst solunum yolu enfeksiyonu açısından daha riskli olan gebelere gebelik haftasına bakılmadan ilk 3 ayda da yapılabilir.

Enfeksiyon Mutlaka Kontrol Altına Alınmalı

Gebede üst solunum yolu enfeksiyonu ortaya çıktığında buna yol açan virüs nedeniyle bebeğin zarar görmesi beklenmez. Ancak yüksek ateş yüzünden ilk aylarda düşük ve sonraki aylarda ise erken doğum tehlikesi oluşabilir. Ayrıca gebede üst solunum yolu enfeksiyonu kontrol altına alınamazsa zatürre ve bronşite yol açabilir. Bu durumda da gebenin hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi gerekir.

Mutlaka uzman doktora başvurun

Hastalık belirtileri oluşmaya başladığı anda yeterli istirahat, bol sıvı almak, C vitamini içeren gıdaları daha fazla tüketmek yararlı olabilir. Bütün bunların yapılmasına rağmen ateş ve solunum güçlüğü oluşuyorsa ya da üst solunum yolu enfeksiyonu gebeliğin son haftalarında geçirilmekte ise; doğduğunda bebeğe de bulaşma riski bulunduğundan mutlaka doktora başvurulmalıdır. Gebede üst solunum yolu enfeksiyonu tedavisinde kullanılabilen ilaçlar vardır. Ancak doktora danışılmadan ilaç alınması veya tam tersi uzman doktorun verdiği tedavinin gebeliğe ve bebeğe zarar verir düşüncesi ile kullanılmaması istenmeyen sonuçlara yol açabilir.

 

Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Gürkan Özkan , “Taş hastalıkları ve korunma yolları” hakkında önemli bilgiler verdi. Op. Dr. Özkan, ayrıca günde 3 litre su tüketilmesi gerektiğini söyledi.

İdrar yolu taşları, böbrekte veya idrar yollarının herhangi bir yerinde oluşan, idrarda çözülemeyen ve atılamayan kimyasal maddelerin zamanla kristalleşmesi ve birikmesi ile oluşan sert cisimlerdir diyen Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Gürkan Özkan, “Taş hastalıkları ve korunma yolları” bilgiler verdi.

Günlük sıvı alımı 1,52 lt’nin altında olanlarda, taş hastalığı riski daha fazla olduğunu ifade eden Op. Dr. Gürkan Özkan şunları söyledi: “Diyet yaparken; kalsiyum, oksalat, sodyum ve karbonhidratların gereğinden fazla alınması, yetersiz miktarda turunçgil tüketimi ve aşırı derecede güneş ışınlarına maruz kalmak taş hastalığı için risklidir.

İdrar Yolu Taş Hastalığı Erkeklerde 23 Kat Daha Sık Görülür

Ailevi taş hastalığı olanlarda %25 risk vardır. Hareketsiz yaşam tarzı da taş hastalığında tetikleyici faktörlerdendir. Doğuştan böbrek ya da idrar kanalında anatomik bozukluğu olanlarda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçirenlerde ve idrar yollarının herhangi bir bölgesinde darlık gelişen hastalarda daha fazla görülür.

Bu Belirtileri Dikkate Alın:

Taş hastalığında ağrı, genellikle boşluk olarak adlandırılan, kaburgaların altından başlayıp sırttan öne, kasıklara doğru vuran şiddetli ağrı şeklindedir. Genellikle hastayı kıvrandıracak kadar şiddetlidir. Çoğunlukla bulantı, bazen de kusma görülmektedir. Bazı hastalarda idrardan kan da gelebilir. İdrar yaparken yanma, sızlama, sık idrara çıkma, gece idrara gitmek için uyanma, acil idrara çıkma, tuvalete gidince az idrar yapma ya da hiç idrar yapamama gibi idrar yolu şikayetleri olabilmektedir.

Taş hastalığı tekrar edebilen bir hastalıktır. Bir defa taş oluştu ise 5 yıl içinde %50 ihtimalle yine oluşacaktır. Bu yüzden idrarla ilgili en ufak bir şikayetiniz olduğunda, hemen bir üroloji uzmanına başvurmanız gerekir.

İdrar Yolu Taş Hastalığına karşı alınacak Önlemler:

*             Günlük yaklaşık olarak 3 litreye yakın su içmek gereklidir.

*             Bol egzersiz ve hareketli bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışmak önemlidir.

*             Tuzlu gıda ve içeceklerden uzak durulmalıdır.

*             Ailenizden herhangi bir bireyde idrar yollarında taş saptandı ise şikayetiniz olmasa bile kendiniz kontrol ettirmeniz faydalı olacaktır.

*             Kalsiyumdan zengin gıdaları aşırı tüketmemeniz gerekir (Süt, yoğurt, peynir ve dondurma gibi tüm süt ürünleri, fasulye, çikolata, brokoli ve beyaz ekmek).

*             Oksalattan zengin gıdaları aşırı tüketmek de doğru değildir.(Kola, ıspanak, pancar, kakao tozu, çikolata, yeşil yapraklı bitkiler, çerezler, koyu çay ve aşırı kahve)

*             Diyetle birlikte turunçgilleri sık olmamak kaydıyla almaya çalışmakta fayda vardır. (Portakal, limon, mandalina gibi).

*             Hazır sebze ve çorbalar, hazır yemekler, fastfood ürünleri gibi hazır ürünlerden uzak durmanız gerekir.

*             Kırmızı et tüketiminde aşırıya kaçmayınız, bol miktarda balık ve balık yağı ürünlerini tüketmeniz önerilir.

İdrar Yolu Taş Hastalığının Tedavi yöntemleri:

Taş hastalığı tedavisinde son yıllarda en sık uygulanan yöntem ESWL’dir.(2 cm den küçük böbrek taşlarının tedavisinde en etkili yoldur). Böbrek ile idrar torbası arasında yer alan üreterde ( idrar kanalı) takılıp kalan taşların tedavisinde “üreteroskopi” uygulanmaktadır. Taş hastalığının tedavisinde uygulanan “Perkütan taş cerrahisi”de etkili bir yöntemdir. Bu işlem sırasında; ciltte açılacak küçük bir delikten böbreğe girilerek, böbrek içindeki taşlar gözle görülüp, tamamen temizlenebilmektedir. Taşın çapının çok büyük olup, böbreğin hemen hemen tüm boşluklarını doldurduğu hastalarda, “açık ameliyat” tercih edilmektedir.”

Canik Belediyesi ve Halk Sağlığı Müdürlüğü’nün ortaklaşa düzenlediği Sağlıklı Yaşam Yürüyüşü etkinliği büyük ilgi gördü. Yürüyüşün sonunda Canik Belediyesi tarafından seçmeli ders olarak Bisiklet Modülü’nü seçen Başalan Ortaokulu öğrencilerine bisiklet dağıtıldı. devamını oku »